Hollanda’dan İzmir’e 4 Ayda Ulaştılar

0
1396

Hollanda’dan İzmir’e 4 Ayda Ulaştılar

Hollanda’dan 1 Nisan tarihinde 7.5 metrelik tekneyle yola çıkan Urlalı yelkenciler 4 aylık yolculuğun sonunda Urla’ya ulaştı.

Urla Yelken Kulübü (URİYAT) üyesi teknelerin Urla açıklarında karşıladığı Hoppetosse isimli tekne zorlu yolculuğun ardından Urla İskelesi’ne bağlandı.

İşadamı Erkan Çaylı ve Doktor Mehmet Nardalı’nın geçtiğimiz Mart ayında Hollanda’nın Zeewolde şehrinde satın aldıkları, 1981 yapımı pirinç kaplamalı klasik Hoppetosse isimli tekne “RAIN MAIN TUNA KARADENİZ’DEN URLA” sloganıyla1 Nisan’da nehirden Türkiye yolculuğuna başladı. Avrupa’da 10 farklı ülkeden geçerek Karadeniz’e çıkan Hoppetosse, Boğazlardan geçerek Ege kıyıları üzerinden Urla’ya ulaştı. Yaklaşık 4 ay süren yolculuk boyunca dönüşümlü olarak 13 farklı URİYAT üyesi yelkenci tekneye kaptanlık yaptı.

13 KİŞİ KATILDI

Erkan Çaylı ve Murat Yücel’in Zeewolde’de teslim alıp nehire indirdiği tekneyi yol boyunca Ertuğ Güngör, Sadık Seferoğlu, Mehmet Nardalı, Mehmet Özdemir, Ergün Nalbantoğlu, Sibel Işık, Toprak Nardalı, Zafer Ermin, Ümit Karapança, Ufuk Tiyanşan ve Kemal Eke’den oluşan farklı 9 grup İzmir’e getirdi.

2009-2010 yılları arasında Hollanda’da bulunan Erkan Çaylı’nın “Nehirlerden geçerek İzmir’e ulaşma” hayali üzerine geçtiğimiz yıl Doktor Mehmet Nardalı ile giriştikleri maceraya tüm URİYAT üyeleri de destek oldu. Bir hayalin peşinden yola çıktıklarını anlatan Erkan Çaylı, “Biz Mehmet Nardalı ile birlikte bir hayalin peşine düştük ve bu hayalimize tüm URİYAT üyesi dostalarımız omuz verdi. Adını İsveç çocuk edebiyatının ünlü eseri Pippi Uzunçorap kitabında Pippi karekterinin babasının teknesinden alan Hoppetosse gibi biz de bir hayali yaşadık hep beraber” dedi.

“ÇİZGİ FİLM KAHRAMANI GİBİYDİK”

Yolculuk boyunca kendilerini bir çizgi film karekteri gibi hissettiklerinin söyleyen Çaylı, “Nehir yolunu izleyerek Avrupa’da 10 farklı ülkeden geçtik. Yaklaşık 4000 kilometre yol yaptık. Bazı parkurlarda hız sınırı çok düşük olduğu için saatte 1 mil gittiğimiz zamanlar oldu. Romanya ve Bulgaristan’da içinden çıkılmaz bürokrasiye takıldık. Almanca bilmediğimiz için havadurumu raporunu anlamadık ve fırtınaya yakalandık. Tüm zorluklarına rağmen çok güzel şehirler gördük, çok çarpıcı deneyimler yaşadık” diye konuştu.

Zaman zaman sıkıntılı durumlar da yaşadıklarını dile getiren Çaylı, sözlerini şöyle sürdürdü; “Yolculuğun tamamı keyifli değildi tabiki. Zorlu süreçlerimiz de oldu. Romanya’dan Karadeniz’e geçerken 64 kilometrelik yapay bir kanaldan geçmek zorunda kaldık. Biraz sıkıntılı bir parkurdu bizim için. Cernavoda diye bir kent gördük haritada ve konaklayabileceğimizi düşündük. Ancak Cernavoda’ya yaklaştımızda 1800’lü yıllardan kalma, sanki terkedilmiş gibi duran bir limana çıktık. Ne yapacağımız, nereye gideceğimiz bilmez bir halde dolaşırken Radu isimli biriyle tanıştık ve bizim Türk olduğumuzu öğrenince bizi Cernavoda belediye başkanın yardımcısı Türk asıllı Şerif’in restoranına götürdü. Radu’ya karşılaşmasak çok sıkıntılı bir gece bizi bekliyordu.”