Hollanda’da Türklerin Seçme ve Seçilme Hakkının 40. Yılına Özel Sempozyum
Özcan Özbay
Hollanda’da başta Türkler olmak üzere yabancı kökenli göçmenlere belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkının tanınmasının 40. yılı dolayısıyla, kısa adı Hollanda Türkiyeli İşçiler Birliği (HTİB) olan kuruluş tarafından bir sempozyum düzenlendi. Programda, bu hakkın kazanıldığı dönemde aktif rol oynayan isimler, bölge sakinleri, siyasetçiler ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri bir araya geldi.
Etkinlik, 1980’li yıllardaki mücadele sürecine dair hatıraların ve anıların paylaşılmasıyla başladı. Katılımcılar, Hollanda’da göçmenlerin demokratik haklara erişmesi için verilen uzun soluklu mücadelenin önemine dikkat çekti.
“Bu hak kendiliğinden verilmedi”
Sempozyumun açılış konuşmasını yapan HTİB Genel Başkanı Mustafa Ayrancı, bundan 40 yıl önce Hollanda’da göçmenler için tarihi bir gelişmenin yaşandığını hatırlatarak şu değerlendirmede bulundu:
Ayrancı, 1986 yılında Hollanda’da yaşayan göçmenlere belediye seçimlerinde oy kullanma ve aday olma hakkının tanındığını belirterek, bugün geriye dönüp bakıldığında bu hakkın kendiliğinden verilmiş gibi görünebileceğini ancak gerçekte bunun yıllarca süren örgütlü mücadele, dayanışma ve kararlılığın sonucu olduğunu vurguladı.
Göçmen örgütlerinin ortak mücadelesi
Ayrancı konuşmasında özellikle HTİB’in, diğer göçmen örgütleri ve Hollandalı destekçilerle birlikte yürüttüğü çalışmalara dikkat çekti. O dönemde çok sayıda toplantı düzenlendiğini, kampanyalar yapıldığını ve geniş bir kamuoyu desteği oluşturmak için yoğun çaba sarf edildiğini ifade eden Ayrancı, kapı kapı dolaşılarak göçmenlerin demokratik haklarına destek arandığını anlattı.
Bu ortak çabaların sonucunda seçme ve seçilme hakkının yasalarla güvence altına alındığını belirten Ayrancı, “Bu başarı bireysel değil, kolektif bir başarıdır; ortak mücadelemizin ürünüdür” dedi.

Nihat Karaman’a vefa
Ayrancı ayrıca, o dönemde HTİB başkanlığı görevini yürüten Nihat Karaman’ı da saygı ve minnetle andı. Karaman’ın bu mücadeleyi sadece siyasi bir hak meselesi olarak değil, aynı zamanda onur ve eşitlik mücadelesi olarak gördüğünü belirten Ayrancı, onun bu yaklaşımı her platformda cesurca dile getirdiğini söyledi.
“Misafir işçi” anlayışı kırıldı
Konuşmasında 1980’li yıllardaki toplumsal atmosferi de hatırlatan Ayrancı, o dönemde göçmenlerin çoğu zaman söz hakkı olmayan “misafir işçiler” olarak görüldüğünü ifade etti. Göçmenlerin geçici olarak ülkede bulunan ve bir gün geri dönecek insanlar olarak değerlendirildiğini hatırlatan Ayrancı, özellikle aşırı sağ çevreler tarafından sıkça dile getirilen “çıkış bonusu” söyleminin de bu yaklaşımın bir göstergesi olduğunu belirtti.
Seçme ve seçilme hakkının kazanılmasıyla birlikte bu anlayışın temelden sarsıldığını vurgulayan Ayrancı, göçmenlerin artık bu toplumun kalıcı ve eşit üyeleri olarak kabul edildiğini söyledi.
Günümüzde katılım ve güven sorunu
Ayrancı konuşmasının devamında günümüzde yaşanan bazı sorunlara da değindi. Göçmen kökenli vatandaşların bir bölümünün toplumdan uzaklaştığını ve demokratik kurumlara olan güvenin zayıfladığını ifade eden Ayrancı, belediye seçimlerinde düşen katılım oranlarının da bu durumun bir göstergesi olduğunu söyledi.
Vatandaşların güven kaybının, günlük yaşamda karşılaşılan ırkçılık ve ayrımcılık deneyimlerinin birikmiş sonucu olduğunu dile getiren Ayrancı, bu nedenle hem toplumun hem de devlet kurumlarının daha güçlü bir şekilde harekete geçmesi gerektiğini vurguladı.
“Irkçılık ve ayrımcılığa karşı birlikte mücadele”
Ayrancı, vatandaşların her türlü ayrımcılık ve ırkçılığa karşı daha güçlü bir dayanışma içinde olması gerektiğini belirterek, örgütlenmenin ve hakların savunulmasının önemine dikkat çekti. Aynı zamanda devlet kurumlarının da kurumsal ırkçılıkla mücadele etmek ve toplumun her alanında ayrımcılığa karşı somut adımlar atmak zorunda olduğunu söyledi.
“Bu hak onur ve eşitliğin sembolü”
Konuşmasının sonunda Ayrancı, 40 yıl önce kazanılan seçme ve seçilme hakkının yalnızca hukuki bir düzenleme olmadığını belirterek bunun haysiyet, eşitlik ve demokratik mücadelenin sembolü olduğunu ifade etti.
Geçmişte verilen mücadelelerin unutulmaması gerektiğini vurgulayan Ayrancı, daha adil, eşit ve güçlü bir toplum için birlikte çalışmaya devam edilmesi çağrısında bulundu.
Sempozyum, katılımcıların o döneme ilişkin anılarını paylaşmaları ve Hollanda’daki göçmenlerin demokratik katılımının geleceğine dair değerlendirmelerle devam etti. Program, geçmişten alınan derslerle geleceğe yönelik ortak sorumlulukların vurgulanmasıyla sona erdi.
NL
Symposium markeert 40 jaar stem- en verkiesbaarheidsrecht voor migranten in Nederland
Ter gelegenheid van het 40-jarig jubileum van het stem- en verkiesbaarheidsrecht voor migranten bij gemeenteraadsverkiezingen in Nederland, organiseerde de organisatie Hollanda Türkiyeli İşçiler Birliği (HTİB) een symposium. Tijdens de bijeenkomst kwamen mensen samen die destijds bij de strijd voor deze rechten betrokken waren, evenals buurtbewoners, politici en vertegenwoordigers van maatschappelijke organisaties.
Het programma begon met het delen van herinneringen en persoonlijke verhalen uit de periode waarin migranten zich organiseerden om politieke rechten te verkrijgen. Sprekers benadrukten dat het verkrijgen van stemrecht voor migranten een belangrijke mijlpaal was in de democratische ontwikkeling van Nederland.
“Dit recht werd niet vanzelf gegeven”
De openingsspeech werd gehouden door de voorzitter van HTİB, Mustafa Ayrancı. In zijn toespraak herinnerde hij eraan dat veertig jaar geleden een historische stap werd gezet toen migranten in Nederland het recht kregen om te stemmen en zich verkiesbaar te stellen bij gemeenteraadsverkiezingen.
Volgens Ayrancı lijkt het vandaag de dag misschien alsof dit recht vanzelfsprekend is, maar in werkelijkheid was het het resultaat van jarenlange georganiseerde strijd, toewijding en solidariteit.
Gezamenlijke inzet van migrantenorganisaties
Ayrancı benadrukte dat HTİB samen met andere migrantenorganisaties en Nederlandse bondgenoten een belangrijke rol speelde in deze strijd. Er werden talrijke bijeenkomsten georganiseerd, campagnes opgezet en er werd actief gewerkt aan het creëren van brede steun binnen de samenleving.
Door deze gezamenlijke inspanningen werd uiteindelijk het stem- en verkiesbaarheidsrecht voor migranten wettelijk vastgelegd. Ayrancı onderstreepte dat deze prestatie geen individuele overwinning was, maar een collectieve overwinning van vele betrokkenen.
Eerbetoon aan Nihat Karaman
Tijdens zijn toespraak stond Ayrancı ook stil bij de bijdrage van de toenmalige voorzitter van HTİB, Nihat Karaman. Hij werd met respect herdacht vanwege zijn belangrijke rol in de strijd voor politieke rechten van migranten. Volgens Ayrancı zag Karaman deze kwestie niet alleen als een politieke strijd, maar vooral als een strijd voor waardigheid en gelijkheid.
Doorbreken van het “gastarbeider”-beeld
Ayrancı schetste ook het maatschappelijke klimaat van de jaren tachtig. In die periode werden veel migranten nog gezien als tijdelijke “gastarbeiders”, die op een dag zouden terugkeren naar hun land van herkomst. Daardoor werden zij vaak niet serieus genomen in politieke en maatschappelijke discussies.
Met het verkrijgen van stem- en verkiesbaarheidsrecht werd deze visie fundamenteel doorbroken. Migranten werden niet langer uitsluitend als tijdelijke gasten gezien, maar steeds meer als volwaardige en blijvende leden van de samenleving.
Zorgen over vertrouwen en participatie
Tegelijkertijd wees Ayrancı op hedendaagse uitdagingen. Volgens hem neemt onder sommige burgers met een migratieachtergrond het vertrouwen in democratische instituties af. Dit is onder meer zichtbaar in de dalende opkomst bij gemeenteraadsverkiezingen.
Hij benadrukte dat dit vertrouwen mede wordt beïnvloed door ervaringen met racisme en discriminatie in het dagelijks leven. Wanneer mensen zich buitengesloten voelen, kan dat hun betrokkenheid bij democratische processen verminderen.
Oproep tot gezamenlijke strijd tegen discriminatie
Ayrancı riep burgers op zich sterker te organiseren en zich actief in te zetten tegen discriminatie en racisme. Tegelijkertijd moeten volgens hem ook overheidsinstellingen concrete stappen zetten om institutioneel racisme aan te pakken en discriminatie tegen te gaan, zowel in de openbare ruimte als op de werkvloer en in de digitale wereld.
Symbool van gelijkheid en democratie
Aan het einde van zijn toespraak benadrukte Ayrancı dat het stem- en verkiesbaarheidsrecht dat veertig jaar geleden werd verkregen, meer is dan een juridische regeling. Het staat volgens hem symbool voor waardigheid, gelijkheid en de kracht van democratische strijd.
Het symposium werd afgesloten met gesprekken en herinneringen van deelnemers die betrokken waren bij de gebeurtenissen van toen. Daarbij werd benadrukt dat het belangrijk is de geschiedenis van deze strijd te blijven herinneren en tegelijkertijd samen te werken aan een meer rechtvaardige en inclusieve samenleving.

