Erkeklerin egemen oldugu dünyada “emekçi” kadinlar…

0
363

Erkeklerin egemen oldugu dünyada “emekçi” kadinlar…

Ve yine 8 mart kapimizda.. Yani, dünya emekçi kadinlar günü. Bu tarihin nerden geldigini tam olarak bilmeyenler için kisa bir hatirlatmayla baslayalim. Yillar önce bugün yani, 8 Mart 1857 tarihinde New York’ta ayaklanan tekstil fabrikasi isçilerinin, polis tarafindan saldiriya ugramasi ve fabrikaya kilitlenmelerinden sonra çikan yanginda canli canli yanarak can veren isçi kadinlarin günüdür. Zamanimizda artik güller, hediyeler, geziler ve yemekler hediye edilerek hatirliyoruz bu günü, canli canli yanan emekçi kadinlarin gününü… Demek istedigim su aslinda; el birligiyle Dünya Emekçi Kadinlar Gününü de kapitalist sistemin bir parçasi haline getirdik. Devlete, vatana, millete ve biz kadinlara hayirli ugurlu olsun! Gerçi biz sevgilimizi, annemizi ve babamizi da kapitalist sistemin bir parçasi yaptik. Yapmadik mi? Yalan mi?

Dünya emekçi kadinlar gününde kadinlarin verdigi mücadele hakkinda yazmak ne kadar klise olsa da yazacagim. Kadinlarin insan gibi yasamak istemelerinden, es degerde olmak için verdikleri mücadelelerden bahsedecegim. Madonna’yi tanirsiniz herhalde, trilyonerlik kadin, 2016 yilinin aralik ayinda Madonna’ya yilin kadini ödülü verildi. Yaptigi konusmada söyledigi bir cümleye dikkatinizi çekmek istiyorum, dedi ki; ”Erkeklerin dünyasinda yasiyoruz!”. Bu söz ne demek? Erkeklerin egemen oldugu bir dünyada yasiyoruz biz kadinlar demek, kadin olarak bir koca hiçiz yani. Kendi hayatindan alintilar yapti konusmasinda, örnekler verdi, yasadiklarini anlatti, basari basamaklarini tirmanirken erkeklerin onun önünü kesmeye çalistigini ve ondan bir seyler bekledigini anlatti. Evet, hala günümüzde olmuyor mu? Eger basariliysan, bu basarinin devamini istiyorsan ve yolun bir erkegin masasindan geçecekse eger, kadinlardan bir seyler bekler bazi erkekler.. Neden? Çünkü sen kadin olarak bazilarina karsiligini farkli bir sekilde vermeden basarili olamazmissin. Kendine güvenerek çalisan “emekçi” kadinlara yapilan asagilayici hareketlerden sadece biridir bu..

Meksikali yazar Octavio Paz yazdigi “Meksika maskeleri” hikayesinde Meksikali erkeklerin taktiklari maskelerden bahsediyor, takilan maskeler ise tavan yapmis egolarinin aslinda ne kadar sahte oldugunu anlatiyor. Meksikali erkekler duygularini disa vurmazlar, dertlerini baska bir erkege anlatamazlar çünkü anlattiginda onlara göre “tecavüze” ugramis olurlar. Ezik oluyorsun, erkek olmuyorsun yani. Ayni hikayede kadinlara da deginiyor Octavio Paz, kadinlarin onlara göre zaten “açik yaralari vardir” ve bu yüzden kadinlar çok önemli degildir.. Bu sözleri yazarken yazarin bu sözlerin arkasinda durdugunu düsünmeyin sakin. Yazar burada aslinda çok güzel bir sekilde var olan durumu çiziyor. Maço kültürün hakim oldugu, yani dünyada erkek egemenliginin çok bariz bir sekilde ve çiplak gözle görüldügü ülkelere baktiginizda farkli yazarlarin bu tür sözleriyle karisilacaksiniz, erkeklerin o toplum içerisinde kadinlara nasil baktigini anlatan yazilari bulacaksiniz.. Latin Amerika edebiyatinin bu konuda büyük bir zenginligi var. Maço kültürünün hakim oldugu ülkelerde kadinlar daha agir mücadeleler içerisindedir ve bu konuyu kaleme alan erkek yazarlar bir sekilde o yenilmez, asilmaz, tavan yapmis erkek egosunu kenara atip yazdigini düsünüyorum. Neticede kendini kadinlara es degerde görmeden o sözleri yüreginden kagit üzerine dökemezsin. Ah evet canim, yürekten yazabilmek için bir adet insancil yürek gerekir.

Peki, bu hiçlesen kadinligin suçu sadece erkeklerde mi? Kadinlarin payi nedir? O erkekleri doguran kadinlar degil midir? O erkekleri büyüten kadinlar degil midir? Biz kendi kendimize mi kötülük yapiyoruz? Yoksa, ne yaparsak yapalim önüne geçemedigimiz erkeklerin “egemen” egosuna mi yeniliyoruz?

Geçen hafta yillardir niyetlenip okuyamadigim bir kitabi okudum. Bundan bir kaç ay önce “özgür kadinlari” yazmistim, hatta üç farkli açidan yazmistim. Okudugum kitap Duygu Asena’nin “Aslinda askta yok” adli kitabiydi. 30 sene önce yazilan kitabi okudugumda bu “özgürler kadinlar” ile alakali alginin hiç bir sekilde degismedigini gördüm. Yazdigi 30 yil önceki zihniyetle 2018’deki zihniyetin hiç bir farki yok. Yillar önce bu mücadeleyi baslatan rahmetli Duygu Asena, isiklar içinde uyusun ve bunu 8 Mart’ta yazmak istemezdim çünkü o da kadin olarak kadinlar için emek harcamis önemli yazarlarimizdandir fakat ne yazik ki hala ayni durdugumuz yerde duruyoruz ve hiç bir sey degismedi! Özgür kadinlar hala bazilarina göre sadece rahattir ve hala kadinlarimiz kizlarimiz Günah Ayip Yasak üçgenine sikistirilmaktadir.

Sizler kadinlari hiç anladiniz mi beyler? Ben feminist degilim, ben insanlik taraftariyim ve her seyden önce insanim. Kadinligim ikinci planda gelir ve bir çok kadin için de ayni sey geçerlidir. Kadinlar ve erkekler esit degildir! Buna zaten fiziki yapimiz müsaade etmez, fakat fiziki yapimiz esit degil diye bu es degerde olmayacagimiz anlamina gelmez! Sen nasil kandan etten ve bir kalpten olusuyorsan kadinlar da etten kandan ve bir kalpten olusmaktadir. Hatta var ya bazi kadinlarda öyle bir yürek vardir ki, akliniz hayaliniz durur! Kadinlarin üzerinde neden ille de hakimiyet kurmaya çalisirsiniz? Neden kalkip trilyonerlik kadin, Madonna bile erkekler dünyasinda yasiyoruz der? 30 sene önce kadinlarin toplum içerisindeki yerini kaleme alan Duygu Asena’nin yazdiklarindan hiç bir sey ögrenemedik mi? Tam 161 sene önce bu gün yanan kadinlar neden yandilar? Bu düzen, bu zihniyet degismez mi?

Ben ölmeden degisir mi bilmiyorum fakat böyle bir düzene boyun egmeme taraftariyim. Sen kimsin diyeceksiniz? Evet, ben bir Madonna degilim, ben bir duygu Asena degilim, ben New York’ta canli canli yanan emekçi bir kadin degilim! Ben kendi halinde yasayan bir vatandasim.. Ayni sizin gibi.. Yazimi yüksek müsaadenizle bu dünyadan geçen Nazim’in “Bu kuru bir edebiyat lafi degil!” sözüyle bitirmek istiyorum.. Kuru edebiyat yapmiyoruz neticede, degil mi?

Loca Gundi loves you.. Kadinlari hiçlestirenleri hariç, kadinca insanca kalin…

Cumhuriyetin büyümeyen asi kizi,

Senay Tosun