Lizbon

0
642

Lizbon

Üyesi olduğumuz uluslarası bir birliğin toplantısı için Türk Delegesi olarak Lizbon’a geldim. Ülkemizi en iyi şekilde temsil etmeye çalışarak, raporumuzu sunup görüşlerimizi dile getirmenin mutluluğuyla Portekiz’in başkenti Lizbon’dan yazıyorum bu hafta.

Babam Sayın Rafet Tanış ve federasyon genel başkanımız Sayın Yılmaz Çakmak ile ilk katıldığımız toplantı 2010 yılında yine Portekiz’in ev sahipliğindeydi. O zaman Porto’da yapılmıştı. İlk defa o yılki ziyaretimizde gezmiştik Lizbon’u. Bir sonraki yıl hastane, geriatri merkezi ve kiliseyi kapsayan şantiye stajımı yapmak üzere yine Porto’da buldum kendimi. Geçtiğimiz Ocak ayında Porto’da yapılan dünya yarışmasına katılmamla birlikte Portekiz kültürünü daha çok gözlemleme ve deneyimleme şansım oldu. Bu yazım ise sadece Lizbon ve en son deneyimim üzerine…

Lizbon, yani Lisboa. Tarihine baktığımızda, 8. Yy’da Emevilerin hakimiyeti altındaki şehrin ismi, bildiğimiz ilk adıyla Arapça El-Uşbuna’dır. Portekizce okunuşu Lizşboa (Port. Lisboa), eski ismini çağrıştırdığı için bazı kaynaklarda kökeninin Arapça adına dayandığı belirtilir. Esasında Arap etkisini günlük dilde de farketmek mümkün. Zeytin, divan, fırın gibi bizim de kullanıyor olduğumuz kelimeler hemen hemen yakın bir telafuzla Portekizce’de de kullanılıyor.

Hakimiyetin 13. yüzyılda tamamen Portekizlilere geçmesinin ardından takip eden yüzyıllarda İspanyol ve Portekiz kralları, dünya üzerindeki madenlerin keşfedilmesi amacıyla denizciliği ve denizcileri desteklemiştir. Lizbon önemli bir liman şehridir. En önemli keşiflerin başlangıç noktasıdır. Vasco do Gama, bu limandan çıkmış Ümit Burnu’nunu dolaşarak Hindistan’ı keşfetmiştir. Kaşifin ismi bugün Portekizce adıyla Tajo Nehri üzerindeki 17 km uzunluğunda olan köprüye verilmiştir.

Tarihi sokakları ve yapıları oldukça etkileyicidir Lizbon’un. Onların arasında tramvay ile dolaşmak en keyifli deneyimlerden birisi olabilir. Sokak dokusunda 10 x 10 cm siyah ve beyaz taşlarla oluşturulmuş geleneksel Portekiz işçiliğini görebilirsiniz. Yürürken hissettir kendini hemen. Yapıların dış duvarlarında çinilerle tamamlanmıştır fotoğraf. Emevilerin etkisi ile taşınmış olan çiniler genellikle sarı-yeşil renkli motiflere sahipken zaman içerisinde mavi rengin hakimiyeti ile Portekiz’e özgü azulejoları oluşturmuştur. Azul Portekizce mavi anlamına gelir. Denizlere açılan ve belki de hiç dönmemiş, dönememiş denizciler ile geride bıraktıkları eşlerinin, ailelerinin hikayelerini anlatır. Zamanında Portekizli kadınların başörtüsü takmalarının sebebi, hasretleri ve matemleridir. Sevdiklerini okyanus ötesindeki bilinmeyene göndermeleri kolay olmamıştır şüphesiz.

Kısaca, ziyaretimin bir akşamını anlatacağım size. Daha önce de ziyaret etmiş olduğum Lizbon’a dair çok güzel anılarım var. En son ziyaretimde Lizbon’un eski bir mahallesindeki Timpanas adlı Fado restaurantında birkaç saatliğine Portekiz foklörünü dinleme ve izleme şansım oldu. Portekiz’in tarihinden ve kültüründen her zaman etkilenmişimdir. Fakat ilk defa kendi kültürümüze bu kadar yakın olduklarını hissettim. Akustiği muhteşem bir eski yapıda, ruhunuza dokunan fado eşliğinde Portekiz’e özgü yemekleri ve şaraplarını tadarken tarihinde de yolculuğa çıkıyorsunuz. Lenço denilen yemenilerinin bağlanış şekli, parmaklarını bizim gibi şıklatmaları bir an TRT4’ü izliyormuşum gibi hissettirdi. Belli ki seyahat eden sadece bizler değiliz; gemiler ve denizciler de değil. Geçmişimiz, düşüncelerimiz, geleneklerimiz de dolaşıyor ve karşılaşmalar yaşanıyor böylelikle. Tadı damağımda kalan keyifle ayrılıyorum Lisbon’dan.

Herhangi bir kültürün tüm katmanlarına ulaşmak için, görmek, izlemek, dinlemek, tadına bakmak, koklamak önemli. Onu tekrar tekrar deneyimlemek, yaşamak ve bir parçası olmak olmak ise hayatın en güzel hediyelerinden. Mutlu ve huzurlu haftalar diliyorum. Sevgiler…