İstikamet Canberra

0
461

İstikamet Canberra

2011 yılının Haziran Ayında hayatımın ilk en uzun ve okyanus aşırı yolculuğunu gerçekleştirdim.
O yıl Stuttgart’ta yaşıyordum. Dolayısıyla yolculuğum Almanya’nın güneyinden başladı. İlk durağım İstanbul oldu. Bir gece İstanbul’da kaldıktan sonra sabah saatlerinde Abu Dhabi’ye doğru yola çıktık. Yaklaşık dört buçuk saat süren yolculuğun ardından Arap Emirlikleri’nin başkentindeydik. Havalimanı oldukça şaşaalıydı. Aktarma merkezi olduğu için birçok milletten insan ile karşılaşmak mümkündü. Uzun yolculuğumuzun henüz küçük bir kısmını geride bırakmıştık. Bir buçuk saat uzaklıktaki Dubai’yi ziyaret etmek istesek de uçağımızı kaçırmamak için bu isteğimizi erteledik.
Ve sonunda devasa uçağımız limana inmişti. Boeing’in en büyük yolcu uçağı olan B-747 ile 14 saat sürecek -bir nevi- macera başlamak üzereydi.

İlk yemek servisi yapılmadan önce menü ve yolculuk için gerekli olan bir kit dağıtıldı. Arap Emirliklerine ait bir havayolunda olduğumuz için tüm yemeklerin “helal” olduğunun altı çiziliydi. Kitte ise bir çift çorap, diş macunu ve fırçası, uyku gözlüğü vardı. (Uçağa bindiğiniz andan itibaren ayakkabılarınızı çıkarıp bu çorapları, çoraplarınızın üzerine giymenizi tavsiye ederim. Uzun bir yolculuk olduğu için zaman zaman kalkıp uçak içinde yürüyüş yapmanız da yine iyi gelecektir. Kalktıktan biraz sonra ve inmeye yakın olmak üzere iki kez yemek servisi yapıldığı için aralarda acıkırsanız kabin ekibinden size bu konuda yardımcı olmasını da ayrıca rica edebilirsiniz.)
Kabin ekibinin uçuş güvenliği için verdikleri bilgiler ve dağıttıklarından sonra kitabımı okumaya başladım. Her yolculukta yanımda mutlaka okunacak bir şeyler ya da yapılacak bir iş olur. Otobüs, araba gibi ivmesi sürekli değişen araçlarda bazen baş ağrısı şikayetiyle okumamayı tercih etsek de bence tren, gemi ve uçak enfes bir çalışma ortamına dönüşebilir.

Biz Doğu’ya gittikçe saatler daha da hızlı ilerliyordu. Uçuşumuzun birkaç saatinden sonra dışarısı aydınlanmaya başlamıştı; ancak biyolojik saatimiz için henüz uyku saatiydi ve bu sebeple güneşliklerimizi kapatmamız için anons yapıldı. Şimdi uyku vaktiydi. Bir ara yürüyüşe çıktım ve lavaboya gittim. Daha küçük uçakların lavabolarında pencere olmaz; ancak bulunduğumuz uçaktaki lavabonun penceresi vardı ve dışarıya bakma imkanı veriyordu. Okyanus üzerindeydik. Birkaç saat sonra tekrar baktığımda ise Avustralya’nın çöllerini görmeye başlamıştım. Büyük Victoria Çölü… Sidney’e yaklaşıyorduk. İnişe geçmeden önce kabin ekibi tarafından formlar dağıtıldı. Yanımızdaki paranın miktarı, varsa yiyecek ve ne tür olduğu gibi birtakım bilgilerin tarafımızdan deklare edilmesi istendi. İndiğimizde ise tüm bagajlar büyük bir titizlikle incelendi, bazı yolcuların yiyeceklerini ülkeye sokması engellendi. Gergin bir ortam olduğunu söyleyebilirim. Hayatımda karşılaştığım en kasvetli pasaport kontrolünden geçtik.

Yolculuğun en büyük ve yorucu kısmının geride kaldığını düşünerek Canberra için uçağımıza doğru ilerledik. Yaklaşık bir saat süren yolculuğun ardından Canberra’ya indik. Kalacağımız otele vardığımızda saat akşam 10.30 du. Abu Dhabi’den başkent Canberra’ya 16 saatte geldik; ancak 8 saatlik saat farkı da eklenince tam bir gün sonra varmış gibi olduk. Yorgunluğumuz tartışılmazdı; yolculuk geride kalmıştı ve dinlenip kendimize geleceğimizi düşünürken hesaba katmadığım bir şey vardı: JET LAG

Bir yolculuk bu şekilde sona ermişti. Bir sonraki yazımda jet lag’a rağmen Avustralya’yı, Canberra ve Sidney’i nasıl deneyimlediğimizden, kanguru ve koala ile tanışmamızdan ve çok daha fazlasından bahsedeceğim. Görüşmek üzere…