“Hollanda’daki insanımızın iki ülkenin de asli unsuru olduğu unutulmamalıdır.”

0
270

Yeneroğlu “Hollanda’daki insanımızın iki ülkenin de asli unsuru olduğu unutulmamalıdır.”

Hollanda ve Türkiye arasında imzalanan işgücü anlaşmasının 53. yılı sebebiyle açıklama yapan AK Parti İstanbul Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Mustafa Yeneroğlu, “Hollanda’daki insanımızın iki ülkenin de asli unsuru olduğu unutulmamalıdır. Türk toplumunun Hollanda’nın refah seviyesine sunduğu katkının unutulmaması ve köklü ikili ilişkilere zarar veren yaklaşımlardan kaçınılması önemli bir sorumluluktur. Dini ve etnik azınlıkları iç politika malzemesi yapmaya çalışmaksa her şeyden önce Hollanda’ya zarar verecektir.” dedi. Yeneroğlu, açıklamasında şunları kaydetti:

“400 yıl öncesine dayanan Türkiye-Hollanda ilişkileri için 19 Ağustos 1964, bir dönüm noktası olmuştur. O tarihte iki ülke yönetiminin imzaladığı anlaşma ile çalışmak için Hollanda’ya göç eden vatandaşlarımızın sayısı bugün 3. ve hatta 4. kuşak ile yaklaşık 460 bindir. İki ülke ilişkilerinin temelini oluşturan vatandaşlarımız 53 yılda, sadece “işçi” olarak kalmamış; sosyal, siyasal ve ekonomik yaşama da dâhil olmuşlardır. Ülkedeki Türkiye kökenliler hem Senato’da hem de Temsilciler Meclisi’nde kendilerine yer bulmuştur. Özellikle Mart ayında yapılan seçimlerde Türkiye kökenli milletvekillerinin kurduğu DENK partisi büyük bir çıkış yakalayarak Temsilciler Meclisi’ne 3 vekil göndermeyi başarmıştır. Bu da insanımızın siyasete katılım noktasında önemli mesafe kat ettiğinin göstergesidir. Ayrıca 18 bin civarındaki Türkiye kökenli girişimci ile 7,3 milyar dolarlık iş hacmi gerçekleşmekte, 50 binden fazla kişiye istihdam olanağı sunulmaktadır.

Son yıllarda Hollanda’nın 70’lerden 90’ların sonuna kadar hâkim olan çokkültürlülük perspektifinden uzaklaşması, ülkedeki göçmenler için kaygı vericidir. Aşırı sağcı ve İslam düşmanı bir partinin halkın desteğini alarak demokratik meşruiyet kazanması ve siyasi kültürü zehirleyerek hükümet politikalarını belirleyebilecek noktaya ulaşması gelinen ürkütücü noktayı göstermektedir. Ayrıca cami saldırılarının artması Müslümanlara yönelik nefretin boyutunu göstermektedir. Amsterdam Üniversitesi’ndeki Müslümanlara Yönelik Ayrımcılık Gözlem Projesinin ortaya koyduğu sonuçlara göre de 2005-2015 yılları arasında Hollanda’daki 175 cami saldırıya hedef olmuştur. 2016’da ise saldırı sayısı 28’den 72’ye yükselerek acı bir rekorla kayıtlara geçmiştir. Hollanda Hükümetinin gerek 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında gerekse halk oylaması sürecinde ortaya koyduğu tutum Türk toplumunun hafızasında bir yara olarak iz bırakmıştır.

Bu olumsuz gelişmelere rağmen Hollanda’daki insanımızın iki ülkenin de asli unsuru olduğu unutulmamalıdır. Türk toplumunun, Hollanda’nın refah seviyesine ve sosyal barışına sunduğu katkının unutulmaması ve köklü ikili ilişkilere zarar veren yaklaşımlardan kaçınılması önemli bir sorumluluktur. Dini ve etnik azınlıkları iç politika malzemesi yapmaya çalışmaksa her şeyden önce Hollanda’ya zarar verecektir. Bununla birlikte Hollanda’daki vatandaşlarımızın, STK temsilcileri ve kanaat önderlerinin çift yönlü katılım ve aidiyet geliştirmesi için yapması gereken birçok çalışma bulunmaktadır. Toplumsal taleplerin kamuoyunda karşılık bulması için siyasete katılımın artması temel ihtiyaçtır. Ayrıca özellikle de eğitime katılım noktasında gençlerimize ve ailelere büyük ödevler düşmektedir. Bunları yaparken Türkiye ile bağın yeni nesillerde de kalıcı olması için anavatanla bağın canlı tutulması ve anadil eğitiminin güçlendirilmesi kaçınılmazdır.

Bu anlaşmanın yıl dönümünde, o dönemin zor şartlarında Hollanda’ya gitme cesaretini gösteren birinci nesli saygıyla anıyorum. Oradaki genç kuşaklarımıza ise omuzlarında büyük sorumluluklar taşıdıklarını hatırlatırken, göç tarihinde emeği olan tüm vatandaşlarımıza şükranlarımı sunuyorum.”