0
580

DİYENET İŞLERİ….

Diyanet İşleri Başkanı Sayın Mehmet Görmez emekliliğini istedi ve Başbakanlık bu isteğini olumlu karşılıyarak kabul etti…

Sayın Görmez veda konuşmasında içinde bir uhde olarak kalan bir düşüncesini de vicdanen rahatsız olduğundandir ki paylaşamadan edemedi..” Diyanet teşkilatı bir daha sapkın hiçbir dini yapı konusunda gecikmiş olmanın mahcubiyetini yaşamamalıdır “ ifadesini kullandı. Devamında da ; Üzerimde hakkı olan herkesten helallik diliyor, herkese hakkımı helal ediyorum. Hayat bize bir emanettir. Öyle ki insan kendi canının, hatta bir tek nefesinin dahi sahibi değil, emanetçisidir. Dünya hayatında vazifelendirildiğimiz bütün işler de bize emanettir.
Sayın Görmez kendisine verilen “ emaneti” yeterince koruyamamıştır. Güzel ülkemde yaşanılan bunca adaletsizliklere, tecavüz olaylarına, talana, hırsızlıklara, ihanetlere emanetlere ihanetlere karşı duramadı, siyasi iktidarın dediğini isteğini yaptı sadece..Tabi insanın içinde “VİCDAN “ denilen bir şey varki bu onu rahatsız etti, yaktı yüreğini ve helallik istedi..Bu yalnız Sayın Görmez için geçerli değildir..Türkiye’de bir çok kurumun başında olanlar aynı durumdalar..Siyaset her kuruma sirayet etmiş, o kurumu kendi siyasi düşüncesi gereğince dizayn etmiştir..Atatürk’den sonra bu böyle gelmiş böyle gitmektedir..Öyle ki kendi siyasi düşüncesinin dışında olan herkes ötekileştirilmiş oy uğruna cemaatler ve tarikatlerin kurumlar içinde örgutlenmesine göz yumulmuş ve devleti ele geçirme çalışmalarını bile görmezlikden gelmişlerdir…Nasılsa bir şey olmaz devlet güçlüdür saçmalığı ile yıllarca el ele kol kola bunu yaparak hatta “ Ne istedinizde vermedik “ itirafı ile 15 Temmuz 2016 darbe girişimine kadar gelinmiştir.. İşte sonuç..Şimdi ayıkla prinçin taşını biter mi 50 yıllık örgütlenme..?
Devletin kurumları o devleti kuran ve meydana getiren Millet’in kurumlarıdır..Millet’in kurumları devletin namusudur, siyase sadece bunları yönetme yetkisini vermiştir..Siyaset partilere bu emanet verilirken bu namusun korunmasını da siyasetten talep etmek milletin en doğal hakkıdır..İhanet edilerek bu kurumları kendi siyasi düşünceleri için kullananlar milletin namusuna göz koymuş duruma gelirler..Bu kurumların başına atananlarda aynı şekilde mileltin namusunu korumak zorundalar.. İnsan olan yerde hatalar olabilir, yaşanabilir önemli olan bu hata ve yanlışlar içinde olan kurumların yöneticileri “İSTİFA” denilen onurlu bir kurumu harekete geçirmede becerikli olmaları ile belki bu hatalardan affedilebilir..
Cemaatlerin tarikatların Devlet yönetimi için ne kadar tehlikeli olduğunu gören Atatürk bilindiği gibi, Diyanet İşleri Başkanlığını ’Dinin devlet işlerine karıştırılmaması’ şeklinde açıkladığı laiklik anlayışının temel kurumlarından biri olarak “ 03 Mart 1924 tarihinde kurmuştur..
Atatürk, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurarken çevresindekilerle tartışmıştı. “Böyle bir kurum, laiklik uygulamasının beşiği olan Fransa’da ve diğer batılı ülkelerde yok” diyenlere “Peki, Sultanahmet Camii imamının maaşını kim verecek?” diye sormuş, cevabını da kendisi vermişti: “Biz vereceğiz çocuk, biz… Bizde onların kiliseleri gibi varlıklı kurumlar yok. Din adamlarını cemaatin eline baktıramayız.” diyerek konunun hassasiyetini izah etmiştir..
“Evet, Türkiye Cumhuriyeti laiktir. Laik olan bir devlette din vardır ve devlet, dini kontrol altına almıştır. Şayet Diyanet İşleri Başkanlığı olmasa, devleti tarikatlar, mezhepler kaplar. Ayrıca, hiçbir devlette uluslararası düzeyde herkesin kabul edebileceği tek bir laiklik tanımı yoktur.” (Sabih Kanadoğlu)

“Büyük dinlerin yapısı ve ananesi böyledir. Devlet dini kontrol eder. Devlet zayıfken Batı’da kilise devleti kontrol ederdi, Roma’nın devamı olan Bizans’ta ise devlet kiliseyi kontrol ederdi. İslam dünyasında da bu böyle olmuştur.” (Prof.Dr. İlber Ortaylı)
Peki şimdi gelelim Atatürk’den sonra ki tarihimiz içinde Diyanet İşleri Başkanlığı’nı her gelen Siyasi İktidar kendi siyasi çıkarları uğruna kullanmakdan geri kalmamış, kendi siyasi düşüncelerini sorgulayan Diyanet İşleri Başkanları’ni istifaaya zorlamış veya emekliye ayırmışlardır..Tipki Mehmet Görmez’e yapıldığı gibi..Türkiye’de gelmiş geçmiş bütün siyasi iktidarlar Devlet Kurumları’nı hep kendi düşüncelerinde olan kişilerle doldurmuşlar, asla liyakat esasına dayalı bir yönetim şekli benimsememişlerdir..
Kurumların başında olan idari ve mülki amirler asla kendi yöntemleri ile idarecilik yapamamışlar, sorgulayamamışlar, düşüncelerin doğrultusunda karar verememişlerdir..Yanlışları bildiği halde doğru diyen siyasetin arkasından asla laf edemez durumda kalmışlardır..Tipki Sayın Mehmet Görmez gibi..
Hollanda ve Avrupa’nin çeşitli ülklerinde yaşayan T.C. Devleti Vatandaşlarına dini hizmet vermek amacıyla kurulu Diyanet Vakıfları yıllardır Türkiye’den yönetilmeye çalışmış ve müşavirlik düzeyinde Diyanet İşleri Başkanlığı bu ülkelerde temsil edilmiştir ve edilmektedir. Fakat hiç bir zaman laiklik ilkesine uyulmamış ve her türlü cemaate, tarikata açık hale getirilmiş, hatta gelen bazı din görevlileri T.C. Devleti aleyhinde çalışmakdan söylemlerde bulunmakdan çekinmemişler ve görevleri süresince siyasi iktidarların sözcülüğünü yapmakdan geri durmamışlardır. Bu durumlara karşı çıkan bazı Cami Yönetimlerini din görevlimizi geri çekeriz ile tehdit etmişlerdir.. Her ülkenin kendi sosyal yaşantısı farklıdır burda din görevlileri bu sosyal yaşam kriterleri çerçevresinde islam dinini ve onun gereklerini halka anlatması gerekirken merkezden gelen Cuma hutbelerini okumak zorunda kalmaktadırlar..
Halen daha Diyanet’e bağlı camilerde – ki bunların hepsinin tapuları ( yanılmıyorsam 145 tane caminin) nın tapuları Diyanet Vakfı’na verilmiştir..Dışınden tırnağından artırarak bu camilere bağışda bulunan bütün vatandaşların istekleri her zaman arka plana alınmış ve kendi düşünceleri doğrultunda hareket eden cami yöneticileri tarafından din hizmetleri verilmekde, sorgulama, düşünce belirtme, soru sorma irdeleme ve hesap sorma yasaklanmış gibi durumdadır..
Din adına yapılan hizmet mutlaka çok adil ve şeffaf olmalıdır..Özellikle Hollanda ve Batı Avrupa ülkelerinde gençlerimize yönelik çok önmeli çalışmalar yapılarak onların cemaatler, tarikatların eline düşmesi önlenmelidir..
Dini anlatmak sadece namaz, oruç , zekat ile, değil sosyal olaylar, ülke gerçekleri, yaşam biçimleri, sosyolojik olarak irdeleme, soru cevap şeklinde ve de o ülkenin dilinden de özellikle gençlere yönelik çalışmalar yapılmalıdır..
Kutlu doğum haftaları düzenlenerek yıllarca camilerde odaklanan cemaatler, tarikatlarla el ele kol kola kutlamalar yapılmış, karşı çıkan cami cemaatinden olanlar ise dışlanmıştır..Kutlu doğum haftası kutlamaları ile vatandaşların camilere hibe edilen paraları cemaatlere akmıştır.. Hatta ve hatta festivaller adı altında yıllarca cemaatlere T.C. Devlet kurumları hibelerde bulunmuşlardır..Hollanda’da örnekleri çoktur.. Otobüslerle halka festival alanlarına taşınmış cemaatler ve tarikatlara paralar akmıştır..Hatta ve hatta Diyanet İşleri Başkanlığı bu festivallerde sponsorluk yapmış ve kimsenin sesi çıkmamıştır..
Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kuran Büyük Önder Atatürk’ün amacı asla anlaşılmak istenilmemiş veya göz ardı edilmiştir..Son bir Kasım seçimlerinden önce siyasi propaganda yapmak için Hollanda’ya gelen bir Milletvekili 2019 seçimlerinde Hollanda’da ki camilerde seçim sandıkları kurulacak ve sizler inşanla OY kullanacaksınız beyanında bulunmakdan da çekinmemiştir.. Bu da Diyanet İşleri Başkanlığı’nı siyasetin nasıl kullandığının bir örneğidir..
Sayın Görmez neden helallik istiyor çünkü vicdanen rahat değildir..İstediklerini yapamamanın ve yapılan yanlışlıkları önleyememenin ruhi ezikliği içindedir..
Sayın Görmez’in” Diyanet teşkilatı bir daha sapkın hiç bir dini yapı konusunda geçikmiş olmanın mahcubiyetini yaşamamalıdır” derken işte yukarıda bahsettiklerimizin doğruluğunu teyit etmiş bulunmaktadır..
Son olarak Hollanda’da bulunan bütün Cami Yöneticileri ve Yönetim Kurulu Üyeleri kesinlikle hiç bir siyasi parti ile ilişkileri olmamalı, siyasi söylemlerden uzak durmayı kendilerine ilke edinmeleri, yapacakları her işte ve eylemde kendilerine verilen “Emaneti” titizlikle korumalıdırlar..Camilerine bağış kabul etmede çok titiz davranmalılar ve hibe paranın kaynağını araştırdıkdan sonra kabul etmelidirler..Bunun vebalini ödeyeceklerinin bilincinde olmalıdırlar..Yoksa camilere kaynağı belirsiz, nereden ve nasıl kazanıldığı belli olmayan paraları Allah´in evleri için kabul etmemelidirler..Tabiki bunu yapan Cami Yönetimlerini ve yöneticilerini burda ayrı tutuyorum…Siyaset dine karıştığında toplumlarda oluşacak sosyal afetlerin boyutu ve topluma vereceği zarar çok büyük olmaktadır..
Bunun zararlarını en fazla çeken toplumlardan biri de biziz..Ayrıştırma, ötekileştirme artık tavan yapmış durumda… Sosyal paylaşım, ortak değerler etrafında buluşmak, toplumsal yardımlaşma, sorunlarda ve sıkıntılarda paylaşımlar artık tarih olmak üzere…
Sayın Görmez “Diyanet İşleri Başkanlığımızın aziz milletimizin gönlünde ki yeri ve dvlet bürokrasisindeki yeri arasında ki konumlar mutlaka yeniden gözden geçirilmelidir “ derken işte yukarı da Atatürk’ün kurduğu Diyanet İşleri Başkanlığı’nın nasıl olması gerektiğinin mesajini vermektedir..
Tabi ki mesaj alınırsa…

Kamil Kopuz
Drunen, 02 Ağustos 2019